SÜRGÜNLERİN TORUNU “SEYREK” (KÖŞE YAZISI)
Dersim katliamıyla ilgili yaşanan yoğun tartışmaları dinlerken aklıma yabancı bir yazarın sözü hep geliyor. “Çocuklar unuturlar, torunlar hatırlatırlar” diye…
Öncellikle şunu ifade edeyim ki; başbakan Erdoğan’ın katliamdan dolayı “özür” dilemesi ve belgeleri kamuoyuyla paylaşması tarihi bir adım olarak görüyorum. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “eğer tüm arşivler ortaya konulursa daha nice Dersim’ler çıkar” ifadesi de son derece yerinde ve doğru bir tespittir.
Çünkü gerek ilk kitabım olan “Diyarbakır’da Aşk, Savaş ve Siyaset” ve gerekse son çıkan romanım olan “Dede! Dede! Babamı İdam Ediyorlar” adlı kitaplarımda insanlık kasaphanesinde nasıl bir katliamın ve nasıl bir vahşetin yaşandığını ortaya koymaya çalışmıştım.
Ve yine iki kitapta da yer alan, dedesi idam edilen, koca ailesi sürgün yaşayan ve çıkan çatışmalarda çok can veren Sürgünlerin Torunu Olan Medeni Seyrek Bukar-ki’in dedesi olan Şeyh Şemsettin’i de anlatmıştım.
Bugün televizyonlarda boy gösteren kendinden menkul anlı şanlı (!) resmi tarihçilerin tarihin haysiyetine aykırı davranarak olayları çarpıtıp karartarak ve yaşananları cunta ideolojinin talimatları doğrultusunda parlatarak yaptıkları açıklamaları dinleyince dehşete kapılıyorum.
Okuma özürlü ve kendi geçmişinden utanan bu toplumun yaşadığı trajediler ortaya konulursa görülecek ki Kürt halkının yaşadığı trajedi Nazi Almanya’sından çok da geride değildir.
Bugün çağdaş ülke ve toplumlarda ortalama bin kişiye düşen kitap sayısı 1700,Japonya’da bin kişiye düşen kitap sayısı 1000 iken Türkiye’de yedi bin iki yüz elli kişiye 1 kitap düşüyor…
Bukar-Ki ailesinden olan Medeni Seyrek Bukar-ki’nin ailesi 300 yıl önce Bağdat’tan Diyarbakır’a göç etmiştir. Diyarbakır-Bingöl ve Muş üçgeninde yazın Bukar yaylalarında, Kışında Diyarbakır Bismil, Silvan ve merkez köylerine dağılmış, ehli Beytten gelen köklü bir ailedir.
Bakınız Medeni Seyrek Bukar-ki; sürgün ve isyanlarla neler söyledi?
“Bizim ailemiz dini kimliğin yanında, ulusal kimliği savunma ve bu uğurda mücadele etme bakımında yıllarca sistemle çatışma halinde olmuştur. Ailemiz daima mazlumun yanında zalimin karşısında yer almıştır.
1925 yılında ailenin reisi olan dedem Şeyh Semsettin ( Şeyh Şemsettin-i Nurani), Palo’lu Şeyh Sait efendi ile birlikte mücadelede yer almış ve Silvan- Hazro, Lice ve Kulp ilçelerinde ağırlıkta sorumluluk almıştır.
27 Mayıs 1925’te Şeyh Sait ile birlikte idam edilen 43 kişi arasında yer almıştır. Aynı gece de 4 kişi olan Şeyh Sait, Şeyh Şemsettin, Şeyh Abdullah( Melekan), Seyit Abulkadir (Hizanlı ve aynı zamanda Kamuran İnan’nın dedesi) idam edilmiştir.
Yeğeni olan Şeyh Fahri mücadele etmeye başlamıştır. Kürt halkının demokratik ve meşru talepleri için hem de yıllarca mücadele etmiştir. Tarihe baktığınız zaman da, Silvan’da Mal’e-Gir (Dolap Dere) köyünde kurduğu askeri karargahta, çok sayıda çatışmalara girdiğini, sistemin karşısında ağalık, beylik ve mirlere karşı da hep mücadele etmiştir.
1933’te Ekim ayının 17’sin de Silvan- Hazro –Kulp üçgeninde Geli-yi Goderni, Newal’a Hesika’da başlatılan büyük bir askeri operasyonda Şeyh Fahri 17 arkadaşı ile birlikte öldürülmüştür.
Cenazeleri Hazro ilçesine getirilmiş, onlar için bir çukur açılmış ve toplu olarak o çukura defin edilerek büyük insanlık ayıbı işlenmiştir.
Yaşanan olaydan sonra hükümet ailenin illeri gelenleri toplayarak, baskı kurarak toplu halde zorla göç ettirilerek, o zaman 300 nüfusluk aile sürgüne göndermişlerdir. Babam ile birlikte beş kardeş sürgüne göndermişlerdir. Aileye bağlı 4 köyde bulunan arazilere devlet tarafından el konulmuş ve çıkarılmıştır
Bu aileler Kütahya, Uşak, Denizli, İzmir, Sinop gibi vilayetlere kapak atmışlar.
Babam Şeyh Şirin 4 yaşında iken sürgüne gönderilmiştir. Sonra da kaçak yollarla kaçırılarak Bingöl’e Solhan ilçesi Taws aşiretinin lideri Hüseyin Ağaya teslim edilmiştir. Babamın çocukluk hayatı korku, şiddet, firari ve acıyla geçmiştir.
13 yaşında iken Bismil’in Mehmet Şiwan köyüne halasının( Rukiye Hewidanlı) yanına yerleşmiş, kendisine sahte kimlik çıkartılmış ve kimlik üzerinde yaşamaya başlamış ve halen biz çocukları olarak o soyadını gururla taşıyoruz. 1937 yılında çıkan af tan sonra da soyadı yasası çıkmıştır. Ailede birçok soyadı oluşmuştur” dedi.
Evet Bülent Arınç’ın dediği gibi eğer geçekten devletin tüm arşivleri açılsa, onurlu, haysiyetli ve ayrımsız tüm halkını kucaklayan tarihçiler tarafından masaya yatırılsa, işte o zaman bu ülkenin, bu toplumun insanlarının vicdanları birazda olsa rahatlayacaktır.
Aksi halde insanlık tarihi hiçbir zaman Kürt halkının yaşadığı acı ve trajedileri unutmayacak, unutturmayacaktır…
Ve bu evren var oldukça daima kara bir leke gibi rejimin boynunda asılı duracaktır…
Cüneyt ALPHAN – habercininsitesi.com
Bu Habere Yorum Yapın..
Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.
Bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, YORUM KURALLARI'na gözatmanızı tavsiye ederiz.


















evet butur vakalar yaşanmiş ve bazı yerlerde benzerleri gunumuzde yasanmakta bunları ifade ettigimizde siyasetçiler bir çocugun oyun oynaması gibi gozlerini ve kulaklarını kapatıp dinliyor gibi gorunmeleri benim zoruma gidiyor yoneticilerin tarihte sakladıkları gerçekleri göz önune çikartmadıkları surece bu halk kör tavuk gibi duvardan duvara çarparak hergün bir şekil almaya devam edecekytir CEMİL ERİDEN