RSS | Yorumlar

UMUTLARIN BİTTİĞİ YER! (KÖŞE YAZISI)

0 Yorum
UMUTLARIN BİTTİĞİ YER! (KÖŞE YAZISI)

Van depremiyle ilgili duygularını şiir tadında yazan yazar Gizem Kayahan’ın “Umutların Bittiği Yer” adlı yazısını okuyunca hem çok duygulandım ve hem de gurur duydum…

Sevgili Gizem; yaşanan acıyı ve dramı yüreğinde, beynin de ve hayatın da hissettiği, etnik aidiyetine bakmaksızın yüreğini Van’a uzattığı ve o güzelim narin cümleleri kurduğu için kendisine teşekkür ederim. Sözü fazla uzatmadan sizi sevgili Gizem Kayahan’la baş başa bırakıyorum.

UMUTLARIN BİTTİĞİ YER

Karanlık… Sanki gözlerimi açmamışım  gibi. Öyle ağır ki siyahın bu tonu; güneş var gücüyle dokunsa bile hiç aydınlatamayacakmış gibi baktığım yerleri.

/Sessizlik uğulduyor kulaklarımda, hiçlik tenime dokunuyor.

/Tonlarca ağırlık yüklenmiş, kilometrelerce yürümüş gibi yorgunum ama hissedemiyorum. Sanki bedenim terk etmiş beni, yalnızca düşüncelerden  ibaretim şimdi…

/“Anne?” Niye bu kadar yakıyor boğazımı konuşmak, niye nefes almak bile acı verici? “Anne!” bağırıyorum, yırtıyorum boğazımı ama sesim yalnızca fısıltıdan ibaret. “Anne…”

/Cevap yok. Kendi sesimi dahi duymaktan acizken onunkini nasıl duyabilirim ki zaten, konuşuyor olduğum gerçeği bile meçhulken neden birinin buradayım demesini bekliyorum?

/Yanaklarımdan süzülen yaşlar, boğazıma düğümlenen hıçkırıklar bıçak misali saplanıyor içime. Eğer ölümse bu; bu kadar çok acıtır mıydı canımı? Ölüm değilse eğer, neden hareketsiz, hissiz ve sessiz, bir tabutun içinde yatıyormuş gibiyim?

/Vücudum titriyor. Islak ve tozlu  burası.  İçime işliyor soğuk. Gözlerimi kapatıyorum; dışarıdaki karanlıktan hiç farkı yok içimin. Bir şömine düşlüyorum; sıcacık alevler, duvarda dans eden gölgeler. Bir de dumanı tüten bir kahve var. Yudum  yudum  ısınıyor, aydınlanıyor her saniye içim.

/Ayaklarım… Rüyamdan uyandırıyor beni. Hissedebiliyorum; donuyorlar. “Anne…” diye sesleniyorum. “Çoraplarım nerede? Kızma lütfen. Ben gerçekten yerine kaldırmıştım bu kez. Yine de bulamıyorum  yoksa babam  mı aldı kirli oldukları için?”

/Karıncalar esir alıyorlar şimdi parmaklarımı yavaş yavaş. Kaşınmaya başlıyor tenim. “Anne… Donuyorum.”

/Bedenim bana geri dönüyor. İyi de, niye acıyı yanında getirmiş, o benim arkadaşım değil ki? Onun yerine ayıcıklı battaniyem niye yanımda olamıyor sanki?

/ Kapatın ışıkları! Karanlık bundan bin kat daha iyiydi. Pespembe duvarlarımın grileşip solduğuna, paramparça olup halımın arasına karıştığına inanmak istemiyorum. Özenle katlayıp dolabıma yerleştirdiğim kıyafetler, o hiç sevmediğim sebze çorbasını andırıyor. Bol tozlu.

/Japon balıklarım… Karanlıkta tam seçemiyorum ama öldükleri aşikar. Oysa daha yeni almış, özene bezene akvaryumlarını süsleyip odamın en güzel köşesine koymuştum. Her gün yemlerini verip sohbet ediyordum üstelik onlarla. Şimdi kime okulda yaptıklarımı anlatacağım?

/Birden bütün vücudum buz kesiyor, aksine kalbim yanıyor ama alev alev. Annem… Babam… Onlara ne oldu?

/“Anne?” Kulaklarım  patlıyor sessizlikten. “Baba?” Saatlerce hiç durmadan sessizliğimle haykırıyorum. Boğazım  parçalanıyor, iyice kısılıyor sesim, fısıltılarım bile uzaklaşıyor benden ama ben yine de bağırıyorum. “Baba!”

/Gece yatmadan önce verdikleri kocaman öpücükler aklıma geliyor. Sevgiyle bana sarılıp iyi geceler dilemeleri gözümün önünden gitmiyor. Canım acıyor, ne soğuk ne ellerimde çizikler umurumda. Kalbim acıyor benim, kanıyor.

/“Anne…” Gözyaşlarım yanaklarımda ince yollar açıyorlar kendilerine, susuzluktan kurumuş dudaklarıma değince dağılıyorlar.

/Aralık ayı öyle acımasız ki dokunduğu her yer üşüyor. Sanki pijamalarımla karlara yatmış gibi titriyorum. Bedenim bana değil soğuğa itaat ediyor, benim sözümü dinlemiyor. Ne kadar uğraşırsam  uğraşayım bir milim bile hareket edemiyorum ama zangır zangır titriyorum istemsizce.

/Zaman geçiyor; belki bir kaç saniye belki bir kaç dakika ama benim için günler, haftalar geçmiş izlenimi uyandırıyor. Gece hiç bitmiyor, hep karanlık, hep soğuk ve ruhsuz burası.

/Kabus olabilir mi yoksa içinde olduğum, annemi dinlemeyip sütümü içmeden yattığım için bana verilen bir ceza mı bu? “Anne özür dilerim.”

/Uyanmak istiyorum artık. Gözlerimi yepyeni bir sabaha açmak istiyorum. O hep gitmemek için bahaneler bulduğum okulu bile özledim. Susadım bir de; kurudu ağzım. Biliyorum ama; şimdi mutfaktan gelen güzel kokular uyandıracak beni. Kana kana su içeceğim o zaman, dilediğimce yemek yiyeceğim. Söz, bu kez sütümü de içeceğim.

/Sallanmaya başlıyor her yer. Bedenimin titreşimlerine bir yenisi daha ekleniyor. Yerdeki tozlara yeni arkadaşlar geliyor. Deprem sözcüğü beynimi oyuyor. Hissettiğim korku gittikçe büyüyor. Ne olacak şimdi bana, nasıl kurtulacağım, ne zaman bitecek bu kabus, ne zaman sabaha gözlerimi açacağım?

/Her bir toz zerreciği yeni evlerine yerleşip titreşimler durulduğunda etraf  yine sessizliğe gömülüyor. Korku bir türlü durulmuyor, acı dinmiyor ama.

/Ayaklarımla iletişimim tamamen kesiliyor şimdi. Karıncalar da gitti soğuk da. Başım sızlamaya başlıyor. Uyku bastırıyor. Belki uyursam geçer ağrılar.

/“Günaydın Ela, hadi uyan kızım.” Annemin odamı dolduran  sıcacık sesi kulağıma çalınıyor. “Günaydın anne.” Gözlerimi açıyorum  umutla ama annem  terketmiş oluyor beni. Eskisinden daha karanlık şimdi harabeye dönmüş odam. Başımdaki ağrı kalbime vurmuş. Boğazıma düğümlenen hıçkırıklar sessiz ağıtlara dönüşüyor. “Anne…” Fısıldıyorum. “Kurtar beni.”

/Tozlu kan tadını duyumsuyorum; ekşi, metal tadı dudaklarıma yayılıyor. Kan ağlıyor içim, kanıyor. Kalbim öyle çok acıyor ki, biri söküp alıyor onu adeta. Hıçkırıklarım şiddetleniyor. Korku büyüyor.

/Kıpırdamaya çalışıyorum. Öyle yoruldum ki durduğum pozisyondan, bütün etlerim çürümüş, ağrıyor. Yapamıyorum ama. Tonlarca ağırlık parmaklarımın ucundaymış da çatır çatır  kırıyormuş kemiklerimi gibi hissediyorum. Vazgeçiyorum. Uyku… O daha az acıtıyor.

/Gerçeklerden uzaklaştığım  her an rüyalar alemine dalıyorum. Sıcak ve temiz kokuyor hayaller. Daha dün sabaha kadar; uyanmak yalnızca rüyanın bitmesi demekti. Değişen hiç bir şey yoktu benim için. Gözlerimi açtığımda ailemi gördükten sonra, beni sevdiklerini hissettikten sonra hangi rüya buna tercih edilebilirdi ki? Şimdiyse uyanmak umutların bitişi anlamına geliyor. Hayallerin sadece hayal olarak kalması ve hiç gerçekleşemeyecek oluşu çok büyük bir acı ve hayal kırıklığı veriyor bana, korkutuyor.

/Bir daha gökyüzünü görebilecek miyim diye merak ediyorum, maviyi özledim. Güneşi de özledim. Burası öyle soğuk ki güneşin şimdi tenime dokunması için, hafif meltem rüzgarının omuzlarımı yalayıp geçmesi için neler vermezdim.

/Donuyorum… Donarak ölmek kabul edilebilir bir şey değil ama acısız; sonsuzluğa, bilinmeyene dalmak gibi. Ölürsem ne olacak peki, içime attığım onca kelime, dışa aksedemediğim onca duygu, göz kapaklarımın ardına sakladığım bakışlar benimle birlikte göçük altında yok olup giderse ne olacak?

/Gözlerimi sımsıkı kapayıp ölüm düşüncesini kovmaya çabalıyorum aklımdan. Ben daha yaşıyorum, ailem de yaşıyor. Şimdi rüya olanlar sabah gerçeklere dönüşecek biliyorum. Tüm bu yaşananlar anı olup, zamanla terk edecek bizi.

/Ölümden uzaklaşmaya çabaladıkça daha çok yakınlaşıyor bana. Ruhumu bile ölüm korkusu sarıyor. Hep büyüdüm derdim; ruj sürecek kadar büyüdüm, arkadaşlarımla dışarı çıkacak kadar büyüdüm ama ölüm bedenimi sardıkça, ne kadar küçük ve savunmasız olduğumu daha iyi anlıyorum. Çok gencim daha; ölmek için çok gencim.

/ On ikinci doğum günüm aklıma geliyor. Hediyeler, börekler, doğum günü pastası ve tam on iki tane mum; üfleyip söndürmem için beni bekleyen tam on iki mum.

/Fotoğraf makinesinin ardındaki annem gözlerimin önüne geliyor. O zaten hep resmi çeken kişi oluyor, ara sıra parmağı görünüyor kadrajda o kadar. “Bir dilek tut tatlım!” Saçma sapan bir telefon dilediğime inanamıyorum anne. Sahip olabileceğim bütün güzelliklere sahipken hala daha fazlasını istediğime inanamıyorum. Neden yalnızca mutluluğumuzun, sağlığımızın bozulmaması için dilek tutmakla yetinemedim ki.

/On üçüncü yaş günüm için kendime söz veriyorum. Umarım söndüremediğim mum kalmaz. Ne kadar da garip zamanla mumların artması, dileklerin gerçekleşme şansının azalıyor olması. Sanırım bu çocukların daha saf bir şekilde daha büyük inançlarla daha küçük şeyler istemesinden kaynaklanıyor. Ölümü düşünmek pek bize yakışır bir şey değil. Daha çok genciz biz.

/Ölüm yaş dinlemiyor ama. Daha konuşmaya, yürümeye başlamayadan, bastonla arkadaş olup konuşmayı unutana kadar binlerce, milyonlarca isim mezar taşlarında zikrediliyor. Hatta bazılarının  isimleri bile yok.

/Mideme sancılar saplanıyor. Ağzımdaki kan tadı tazeleniyor. Ölmüş olmak bundan daha kolay olurdu sanırım.

/”Su…” Kurtulmak istiyorum bu kan tadından. Birbirine yapışmış olan dudaklarımı suyun aralamasını istiyorum kanın yerine.

/Hep karanlıktan korktuğumu sanırdım. Odamda gece lambası olmadan uyuyamazdım. Bu karanlığın yanında hiç bir şey değilmiş geceleri ışığımı kapattığımda gördüğüm. Annem ve babam  yan odadayken, elektrik düğmesi elimin altındayken, sabahın geleceğini müjdeleyen saat varken  hangi karanlıktan bahsediyormuşum ki ben?

/Zaman geçiyor. Dakikalar mı, saatler mi, günler mi bilmiyorum ama bana sanki bir ömür gibi geliyor. Düzenli aralıklarla aldığım  nefesleri duymasam  yaşadığım gerçeğine inanmayacak hale geliyorum zamanla. Tabi yalnızca nefes alma eylemini gerçekleştirmeye yaşamak denebilirse.

/Umudumu  kaybetmemeye çalışıyorum  ama öyle çok korkuyorum ki… Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama ya beni, ailemi bırakıp çoktan vazgeçtilerse hayatımızdan. Biz burada can çekişirken, sabahı hayal ederken çoktan kaderimiz birileri tarafından belirlendi mi, ölümümüz daha canlıyken biçildi mi bize yoksa?

/Düşünmek istemiyorum artık, düşündükçe daha fazla acı çekiyorum, ağrılarım katlanarak kendini hissettiriyor. Kan tadı bir türlü kendini unutturmuyor.

/Zaman hiç yardımcı olmuyor bana. Acıları dindirip, yaraları geçirmesi, yaşları alıp götürmesi gerekmez mi saatin?  Niye bana hep daha fazla dert daha fazla sancı veriyor, ne hakla böyle acımazsız davranabiliyor bu kez?

/Gözlerim yanıyor karanlığa, hiçliğe bakmaktan. Kapaklarını aralamaya bile korkuyorum. Hani kabus görürsünüz de uyanırsınız ya, mutfağa gidip su içme ihtiyacı duyarsınız ama kapıları aralarken bile içinizde kalbinizin ölümüne çarpmasına neden olan bir korku vardır. İşte öyle hissediyorum etrafıma baktığımda, öyle acıyor içim.

/Kapatıyorum gözlerimi sımsıkı. Uyku bu kez kabusları getiriyor bana. Ne kadar kaçarsam kaçayım kurtulamadığım gölgeler yorgunluktan ölene kadar kovalıyor beni. Uyandığımda nefesim kalp atışlarımla yarışıyor oluyor. Soğuk soğuk terlemeye başlamışım bir de.

/Öyle tedirginim ki ölüm beni ne zaman alıp götürecek, ne zaman cansız bir bedene dönüşüp yok olacağım beton  blokların arasında diye düşünmekten.

/Her an her şey olabilecekken, sonraki saniye belirsizliklerle doluyken ben diken üstünde, zeminle birleşmiş yatıyorum. Nasıl geldim buralara, nasıl oldu bu? Her şey sıradandı bugün oysa. Okula gitmiştim. O hep korktuğum  matematik dersinde tahtaya bile kalkmıştım hatta. Sonra eve geldim. Annem kocaman sarılıp karşıladı beni. Hemen yemeğe oturduk birlikte. Patates kızartması yedik.

/Bilgisayar başına geçtim biraz her gencin yaptığı gibi. Ödevlerimin başına oturdum ardından. Yarım  saate  kalmadan kaldırdım defterleri babamın gelmesiyle.

O zaman anladım bilgisayarın başında biraz fazla oyalandığımı. Olsun akşam yemeğinden sonra bitirdim ödevlerimi. Televizyon izledik beraber. Güldük, eğlendik. Süt kavgasına giriştik sonra. Babam sütümü sabah içebileceğimi söylemişti annemin fazla ısrar etmesi üzerine ona. Olmayan  sabahımda içmem  için beni bekliyordu o bardak buzdolabında.

/Yine hıçkırıklar boğazımı yakmaya başlıyor. Keşke içseydim diyorum; keşke dinleseydim sözlerini.

/Keşke… Ne kadar çok kullandığımız bir kelime. Her gün onlarca cümleye sıkıştırıyoruz. Sahip olduğumuz her şey dünün sonucuyken yalnızca kötü olaylar olduğunda düne bakıp lanetler okuyoruz, güzel şeyler için hiç şükretmeyi bilmiyoruz ama. İyi ki yapmışım cümlesi pek revaçta değil ne yazık ki.

/ Zamanla güzellikler, yapılan doğru şeyler unutuluyor, değişim hepsini silip götürüyor ama keşkelerden  kurtaramıyor bizi. Anılar bile körelip yok olurken pişmanlıklar hiç gitmiyor.

/Peki bunlar neden bize ders veremiyor bir türlü, niye şimdi keşkelerle dolu cümlelerin nesneleri o zamanların yüklemi konumuna geçmek üzereyken engelleyemedik, olumsuz yapamadık o cümleyi, o şekilde yazamadık kitabımıza?

/Neden hepimizin öğrendiği şey yanlışları düzeltmek değil de onlardan kaçma yetisi kazanmak doğrultusuz bir sonsuzluğa doğru? Peki doğrultusuz ve sonsuzsa nasıl yaşamımız boyunca takip edilebiliyoruz hatalarımızca?

/Yalnızlık insanı düşünmeye itiyor, bu küçücük yaşımda bile yanlışları doğrulardan ayırt edebiliyorum  kendimce ama yine de düzeltmeye çabalamak çok zor geliyor. Kaçmak daha cazip.

/Gerçekten hiç anlayamıyorum; neden  keşke diye bir kelime var peki? Can atarak bayıla bayıla yaptığımız şeyler şimdi nasıl unutmaya çabaladıklarımıza dönüşebiliyor, o zaman doğru gibi görünenler nasıl yanlış olanlar oluveriyor zamanla?

/Değişim beni şaşırtıyor. Bu denli sessiz ve kıpırtısız görünürken aslında ne kadar da güçlü. Dışarıdan bakınca ne kadar da büyük.

/Alışıyorsun ama zamanla. Keşkeler sıradan, pişmanlıklar talim etmek zorunda olduğumuz bir başka hayatın gerçeği halini alıyor.

/Derin bir nefes alıyorum. Ciğerlerim ağırlaşıyor sanki gittikçe. Havada yerini bulamamış toz zerrecikleri yüzünden  mi acaba , halımla yetinememiş bir de ciğerlerimde mi gözü var şimdi de?

/Sırtıma bıçaklar saplanmaya başlıyor bu kez. Bedenim isyan ediyor. Korkuyorum diyebilmek isterdim ama artık canım öyle çok yanıyor ki ölümden korkmamaya başlıyorum. Aksine ne zaman gelecek de beni kurtaracak diye merak ediyorum.

/Olabilecek en kötü şey buydu sanırım; elimde avucumda kalan  tek şeyin; umudun da beni terk edip gitmesi… Artık annemin beni kurtarabileceğini düşünmüyorum. Ölümün kurtarıcım olduğuna inanmaya başlıyorum.

/ Korku duygusunun artık beni daha fazla canlı tutamıyor oluşu, kalbimin yavaşlamasına, göz kapaklarımın kapanmaya başlamasına sebep oluyor.

/Artık kurtulabileceğime dair taşıdığım umuttan, öleceğim için içime işlemiş olan korkudan eser yok benliğimde. Hatta veda bile etmeye başladım sevdiklerime; sıra arkadaşım Burcu’ya veda ediyorum  mesela. Bundan sonra derslerde benimle konuşup oyalanamayacak, ödevi unuttuğunda beni arayıp soramayacak. Sonra her okul dönüşü beni karşılayan sokak köpeğine de hoşçakal diyorum. Onun için pek üzülmüyorum, nasıl olsa kendisini sevecek başka birini bulur bir süre sonra. O adını bir türlü ezberleyemediğim bakkal amcaya da elveda. Sevdiğim şekerden saklamasına gerek yok şimdi her sabah.

/ Yarına dair hayaller, büyüdüğümde yapacağımı söylediğim şeyler, beyaz atlı prensler, tasarladığım evler de veda ettiklerim arasına katılıyor.

/Haftalar öncesinden içime düşen sınav telaşına, beklediğim film vizyona girdiğinde hissettiğim sabırsızlığa da hoşçakal.

/Hayatımın bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçmesi gerekiyor ya; ben onu uzattıkça uzatıyorum. Hissettiğim en değersiz duygudan, yaşadığım en küçük olaya, gördüğüm en saçma ve mantıksız şeye kadar her şeyi yeniden ve yeniden yaşıyorum. Öldükten sonra bir anlamı olmayacağını bile bile, bir kaç dakika sonra hepsini unutup sonsuz karanlığa gömüleceğimi bile bile bütün geçmişimi, anılarımı deşip her şeyi hatırlamaya çabalıyorum.

/En çok da ailemle yaşadıklarım  üzerinde duruyorum. Her yaramazlığımda bana tahammül edişlerini hafif bir tebessümle izliyorum. Hastalandığımda hissettikleri üzüntüye ben de ortak oluyorum. Sevinçlerini, gururlarını anlamaya çabalıyorum. Tebessümlerinin, gözyaşlarının  nedenini bulmaya uğraşıyorum. Tekrar tekrar başa alıp en ince ayrıntısını bile kaçırmamaya özen gösteriyorum anılarımızın.

/Tekrar gerçeklere gözlerimi açtığımda  odam buğulanmış gözüküyor. Sanki simsiyah bir tülün ardındaymış gibi soluk ve uzak.

/Derin bir nefes alıp gözlerimi tekrar kapıyorum. Artık eziyet etmek istemiyorum bedenime, gitmek istiyorum bir an önce.

/“Anne…” diye fısıldıyorum. “Buradayım. Kurtar beni.” Gözleri kör eden bir ışık aydınlatıyor bedenimi. Göz kapaklarım ağırlaşmış. Kılım kıpırdamıyor.

/“Anne, sen mi geldin?” Fısıltılarımı duyamıyorum daha fazla, uğultu sağır ediyor kulaklarımı.

/Zemin sertliğini yitiriyor, tıpkı bir yatak gibi hissettiriyor şimdi. Isınıyor ve ona dokunmaktan zevk duyuyorum.

/Uğultu kayboluyor, ışık normal bir hal alıyor. Tozları alıp götürüyor rüzgar. Hafiflik ve huzur baş gösteriyor. Eğer ölüm buysa, neden başından beri kaçıyor olduğumu anlayamıyorum.

/Dudaklarıma su dokunuyor. Hep suyun tadı olmadığını düşünürdüm ama olduğunu anlıyorum şimdi. Öyle çok özlemişim ki…

/Öksürmeye başlıyorum. Akşam yemeğinde yediklerim zeminle buluşuyor. Boğazım yanıyor. Sonra dudaklarımdan içeriye biraz daha su giriyor. Öyle tatlı ki…

/“Anne?” diye fısıldıyorum tekrar istemsizce. Onu arıyorum. Tanıdık bir el saçlarımı okşuyor. “Buradayız tatlım,” diyor ağlamaklı sesiyle annem. “Yanındayız.” Gözlerimi araladığımda annemle babamı görüyorum. Cennet işte şimdi mükemmel.

/Işık şiddetini yitiriyor ve benim başıma bir başkası eğiliyor. Beyaz kıyafeti çamurlu ve soluk. Melekleri hep daha ışıltılı ve temiz hayal etmiştim.

/Gülümsüyor. Ardından bir battaniye hissediyorum üzerime örtülen. Ayaklarım yeniden gıdıklanmaya başlıyor. Sanırım bu karıncalar beni çok sevmiş.

/Cennet pek de beklediğim gibi değilmiş ama bana kaybettiklerimi geri verdi. Annemi, babamı, karıncaları… Umarım  ayıcıklı battaniyem de bir yerlerden çıkar.

/Gözlerimi kapatıyorum  tekrar. Sallanmaya başlıyor yattığım yer. Uçuyor muyum yoksa? “Anne, senin de kanatların var mı?” Tanımadığım bir ses bana cevap veriyor; “Bütün annelerin kanatları olur güzelim, onların hepsi birer melek çünkü.”

/Bir diğer ses ne olduğunu bilmediğim bir sürü kelime sayıklıyor. Önceki ses ona cevap verdikten sonra ağzımı bir şeyle kapıyorlar. Kolumda bir acı hissediyorum . Hafif bir ağırlık hissi ona eşlik ediyor.

/Başucumdaki ses yeniden bana dönüyor ve saçlarımı okşuyor. “Tam da umutların bittiği yerde…” diye fısıldıyor kendi kendine.

/Derin bir nefes alıp gözlerimi açıyor ve uykumdan uyanıyorum. Sabah olmuş. Kabus bitti.

/Evet, diyorum ben de içimden. Tam da umutların bittiği yerde…

Cüneyt ALPHAN – habercininsitesi.com

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI

17 MAYIS 2012 - METİN MURAT ARSLAN GİTMELİ Mİ-KALMALI MI?
11 MAYIS 2012 - AKIL ARTI KAHVE 5,5 TL’YE SATİLİR!
28 NİSAN 2012 - ASPARAGASIN SON HANEDAN’I NACİ SAPAN!
25 NİSAN 2012 - DEMOKRASİNİN YÜREĞİNDE BOMBA PATLADI!
23 NİSAN 2012 - BDP’NİN 23 NİSAN KARARI SAMİMİ DEĞİL!
17 NİSAN 2012 - CHP’Lİ DEĞER “BENİM KOD ADIM YOK”
14 NİSAN 2012 - BENİ FİŞLEYEN BİR’E OHH OLSUN!
7 NİSAN 2012 - SOYTARI SAY’IN SALYALARI!
4 NİSAN 2012 - AYSIZ GECELERİN MÜCAHİD’İ...
31 MART 2012 - BİR MÜLTECİNİN HÜZÜNLÜ ÖYKÜSÜ!
25 MART 2012 - KCK’NİN KRALI-KRAL ABDULLAH
25 MART 2012 - BAYDEMİR’CİLERİN ŞAHSIMA TEPKİLERİ…
23 MART 2012 - BAYDEMİR’İN ARKASINDAYIM AMA…!
19 MART 2012 - YENİ ANAYASA SİVİL OLACAK MI?
8 MART 2012 - KADINA ŞİDDETİN SOSYOLOJİK TARİHİ!
5 MART 2012 - POZANTI PİSLİĞİ VE DEVLET!
4 MART 2012 - CHP’Lİ BAŞKANIN OĞLUNDAN ÖLÜM TEHDİDİ!
29 ŞUBAT 2012 - VALİ ŞAHİN: “KONTR-GERİLLA YOKTUR”!
27 ŞUBAT 2012 - KADIN, ERKEK VE AİLE (4)
22 ŞUBAT 2012 - DENİZ KÜLLERİ’NİN ESRA (RENGİZ) AŞKI!
06 OCAK 2012 - POLİS AKADEMİSİ İZLENİMLERİM!
29 ARALIK 2011 - ÜŞÜYORUM ANNE!
27 ARALIK 2011 - KADIN,ERKEK VE AİLE (3)
25 ARALIK 2011 - KÜRT GAZETECİLERE BASKI VE NAMIK TARANCI CİNAYETİ!
22 ARALIK 2011 - MELE’LERİN ONURU İADE EDİLMELİDİR!
20 ARALIK 2011 - KADIN,ERKEK VE AİLE (2)
19 ARALIK 2011 - İNSANLIĞIN VİCDANIN DA ERMENİ SORUNU!
16 ARALIK 2011 - MOLLALARIN ÇAPKINLIĞI!
11 ARALIK 2011 - KADIN,ERKEK VE AİLE (1)
05 ARALIK 2011 - KILIÇDAROĞLU VE BAYKAL’IN DERİN SAVAŞI
04 ARALIK 2011 - TARİHSEL HAKSIZLIK VE ÖZÜR
01 ARALIK 2011 - PKK-KCK YORUMLANIRKEN GÖZDEN KAÇANLAR
30 KASIM 2011 - UMUTLARIN BİTTİĞİ YER!
28 KASIM 2011 - SÜRGÜNLERİN TORUNU “SEYREK”
09 KASIM 2011 - BİR VALİ’NİN EN CESUR İTİRAFI!

facebook'ta paylas Facebook'ta paylas share this article on stumbleupon share this article on digg share this article on reddit share this article on linkedin share this article on google bookmarks share this article on blinklist share this article on furl share this article on sphinn share this article on newsvine

Bu Habere Yorum Yapın..

DİKKAT!..

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, YORUM KURALLARI'na gözatmanızı tavsiye ederiz.

Site Ekle 24