TARİHSEL HAKSIZLIK VE ÖZÜR (KÖŞE YAZISI)
Bugün sizlerle son günlerde yoğun olarak tartışılan “Dersim” ve “Kürt İsyanları”yla ilgili konuyu biraz daha deşmek istiyorum…
Daha önce yazdığım, Başbakan ve hükümet üyelerine gönderdiğim “Ülke Gerçeği ve Kürt Sorunu” adlı raporumda devletin, Kürt halkına yaptığı tarihsel haksızlıktan ötürü mutlaka “özür” dilemelidir maddesini de koymuştum.
Merak edenler için söz konusu raporumu google’dan veya Haber X Önder Aytaç’ın yazılarında bulabilir.
Yine “Dede! Dede! Babamı İdam Ediyorlar” adlı romanım da şu tarihsel olayı işlemiştim.
İstiklal mahkemelerinde idam edilen ve öldürülen 70 bin Kürdün, – ki bunların yüzde yetmişi çocuk, yüzde onu kadın ve yaşlılardan oluşuyordu. Bu idamların ve katliamların sorumlusu İnönü değil midir? O yüzden CHP zihniyetinin Erdoğan’a kükreyeceğine çıkıp insanlık ve tarih önünde Kürt halkına yapılan tarihsel haksızlıktan ötürü özür dilemelidir.
BDP’nin bu konuda Erdoğan’ın arkasında duracağına ve destek vereceğine daha çok eleştirilerini “ilkesel” değil tamamen “siyasal” açıdan yapmasına da anlam veremiyorum.
Gelin olaya tarihsel açıdan bir kez daha bakalım:
Şeyh Sait’e idamdan önce, sözde yargıçlar peş peşe soru sordu.
“Şeyh Efendi, sen bu ayaklanmanın önderi olduğunu inkar edebilir misin?”
“Ne için ve kime karşı inkar edeyim ki? Bu isyanın tam içindeyim. Ne gerisinde ne de ilerisindeyim”
“Ne ilerisinde ne gerisinde olduğunu belirtiyorsun. Bu ne anlama geliyor açabilir misin?”
“Benden evvel bu mücadeleye başlayanlar oldu. Bende aynı isteklerle bu ayaklanmayı sürdürdüm. Bundan sonrada bu isteklerle yeni ayaklanmalar er ya da geç olacaktır. Bunu o anlamda söylüyorum”
“Sen Şeyhsin ve ruhani bir alimsin. Müslüman kanını dökmek dine göre doğru muydu?”
“Siyasi haklarımızı güven içinde bize vermediniz. Dine göre başkasının haklarını ihlal etmek en büyük dinsizliktir.
Kürtler, siyasi ve hukuksal haklarını elde etmek için mücadeleye atılmak zorunda kalmıştır. Eğer siz haklarımızı ihlal etmeseydiniz ve istemelerimizi kurşunla karşılamasaydınız, bu olaylar vuku bulmazdı.
Biz katliama tabi tutulmuş ve hiçbir hakkımız kalmamışken sizin hatırınıza din gelmedi. Biz hakkımızı isterken ve zorunlu olarak kendimizi ve hukukumuzu savunurken, din sizin hatırınıza geliyor. Burada din mukayesesi olamaz”
“Neden bazı isyancı arkadaşların bu gerçeği inkar ediyor?”
“Kendi haklı davaları için mücadele edip de sonra inkar ediyorlarsa burada sizin düşünmeniz lazım. Onlar sizden korkabilirler. Ancak milletin, halkın ve tarihin hükmünden korktuklarını sanmıyorum”
“Bizce siz İngilizlerin parasal destek ve telkinleriyle kışkırtılarak bu ayaklanmaya kalktınız. Ne dersin?”
“Susayan bir zatın başkasının talimatıyla su içmeye ihtiyacı olamaz. Susayan insan tereddütsüz su içer. Barutsuz silah da ses vermez. Bunlar sadece propoganda amaçlı ortaya atılan boş iddialardır”
“Sen ve siyasi arkadaşların diplomatik bir yöntemle Türk hükümetinden bu haklarınızı istemek yerine neden savaşa başvurdunuz?”
“Bizim askerlerimiz Anatoli’ya gelmedi. Siz seferberlik ilan ederek askerlerinizi bizimle savaşmak üzere gönderdiniz. Katliama uğrayan Türk çocukları ve insanı değil, Kürt çocukları, kadınları, yaşlıları ve Kürt insanıdır.
Bizim ahlakımız da başka milletlere düşmanlık yoktur. Bizde olan ahlakı, biz sizden görmedik. Nasıl ki Lozan’da tüm haklarımız bir çırpıda yok edildi, insaf ve edep ölçüleri ortaya konuldu ve görüldü ki mazlum halkların masum istekleri sadece istemekle verilmiyor. Bu nedenle haklarını alması gerektiği ortaya çıkıyor”
“Bu cevapların gösteriyor ki, sen işlediğin suçlardan pişmanlık duymuyorsun ve hala aynı fikirlerini muhafaza ediyorsun.
“Her kim ki kendine karşı samimi ise doğruluk ve dürüstlük yolundan ayrılmaz. Ben ve bizlerin de yolumuzdan ayrılmamız için bir neden yoktur”
KARAR:
“Bu itiraflarla, adalet olarak Türk hukukuna göre; Kırk sekiz suçlu kişinin idamına karar verilmiştir. Sizler, Kürt ve Kürdistan ideallerinin hesabını darağacının altında boynunuza geçirilen şeritlerin altına çekilerek vermek zorunda kaldınız”
Karardan sonra Şeyh Sait, Ulu caminin penceresinden halka seslenerek şunları söyledi:
“Ey topluluk; bilmelisiniz ki, ağırlığınız ve çoğunluğunuzla büyük ve kutsalsınız. Bizim öldürülmemizle millet ölmez. Tam tersine özgür bir yaşama varmanın gereğini daha çok hissedecek.
Yine güvenerek ve inanarak bilmelisiniz ki, özgürlük ağacı şehitlerin kanıyla sulanıyor. Her fedarkarca çalışmanız, bizim kutsal ve direngen aslımızdan yaşayarak gelir bilmelisiniz.
Bizim varlığımızın kaynağı sizsiniz. Yok sayılmamızın varisleri de sizsiniz.
Bu fedakarca yaşamımızda sizin için pişman değiliz. Kendinizi mutlu görün. Sizden tek umut ve isteğimiz o ki, bizden razı olmanızdır. Eğer ki bir insandan millet razı değilse, Allah’ta ondan razı olmaz.
Lazım gelir ki sizin, yaşanan bu insanlık dışı uygulamaları ve felaketleri, milletimizin başına gelenleri, bir bir anlatarak ve yazarak gelecek nesillere ulaştırınız. Bunlar tarihin mantığı ile yoğrulduğunda milletin çalışmasına ışık tutacaktır.
Evet, bu söylediklerimizin ardında işte bağımsız bir Kürdistan’a bir adım daha yaklaşıyoruz. O bağımsız yaşam size kutlu olsun” dedi.
Bende diyorum ki; eğer CHP’nin namus ve ahlakı varsa onun Genel Başkanının yaptığı katliamdan ve zulümden dolayı çıkıp Kürt halkından ve Kürt halkına yapılan tarihsel haksızlıktan ötürü özür dilemelidir.

















