MOLLALARIN ÇAPKINLIĞI!
Bütün din’li toplumlarda din alimlerinin önderliği, rehberliği, örnek kişilikleri her zaman önemlidir. Ben medresede okurken hocamız, bir molla veya mele’nin bembeyaz bir elbiseye benzediğini ve en ufak lekenin bile anında toplum tarafından görüldüğünü söylerdi…
Halk tarafından yoğun olarak kullanılan tabir var “imamın dediğini yap, yaptığını yapma” diye… Yine hadiste “alimler peygamberlerin varisidir” der.
Son günlerde sosyal, görsel ve yazınsal medyada yoğun olarak tartışılan cübbeli Ahmet hoca olayı bana çok da garip gelmiyor. Bu birazda 28 Şubat cuntasının ürünü Fadime Şahin ve Müslüm Gündüz’ün benzeri bir olay gibi geliyor.
Peki bir din alimi nasıl olmalı? Her alim hakiki mümin mi? Her alim bilge midir?
Hayır değildir. “Kim ki aklını esir alır, nefsini amir kılarsa o münafıktır, kim ki aklını emir kılar, nefsini esir alırsa o hakiki mümindir” der hadis. İşte burada ki hadis Cübbeli Ahmet hoca için biçilmiş kaftandır. Ve o aklını esir alıp nefsini hakim kılmıştır. Münafık mertebesine ulaşmıştır.
Asla ve asla peygamberin varisi olamaz cübbeli Ahmet hoca…
Koca peygamber Hz Muhammed (a.s) hayatı boyunca nefsi ve iradesiyle savaşıp açlığın ve yoksulluğun pençesinde kıvranırken, onun varislerinin villalarda zevk sefa içinde alem yapmalarını hiçbir vicdan, ahlak ve inanç kabul edemez.
Bütün ailemin ve çevremin ısrarına rağmen ben imam olarak görev yapmayı istemedim. Çünkü imamlık, mele’lik, şeyhlik ve mollalık büyük sorumluluk olduğu gibi vebali de büyüktür. Vebalinden ötürü açlıkla savaşmayı göze aldım ama vebali göze alamadım. Çünkü deli biriyim, nerde ne zaman, ne yapacağım belli olmaz. Kronik kurallarım yoktur.
Hiç şüphesiz ki çapkınlık, zafiyet, nefsin esiri olma ve dünya malına tamah etme özelliği sadece cübbeli de yoktur, cübbe giyen binlerce insanda vardır ve bu dünya var oldukça buda var olmaya devam edecektir. Bu hayatın, doğanın ve tabiatın değişmez kuralıdır.
Bizim Diyarbakır’da meşhur bir hikaye vardır. İki kadın birbirine sorar;
“ablacığım sen hiç evlendin mi?”
“he yedi kocam oldu”
“içlerinde imam var mıydı?”
“hayır yoktu”
“o zaman sen daha bakiresin” demiş kadın kadına.
Rahmetli babamda imam ve yedi evliydi. Ben 6 yaşındayken o 84 yaşında idi. Cinselliğe bu kadar düşkün ve seks gücünden bir şey yitirmemesi ise, yukarıdaki kadının ifadesini teyit ediyor. Yani cinsellik, mülkiyet ve inanç bu hayatın olmazsa olmazlarıdır. İşte birincisiyle yaşam devamı ederiz, ikincisiyle sürdürürüz ve üçüncüsüyle de ahrette sürdürmeyi ve meyvelerini görmeyi kendi kendimize hayal ederiz.
Ben bir köyde medrese okurken, köyün kızları dışarıda melek gibi güzel, melaiket gibi uysal ve anne gibi şefkatlı görünseler de bir erkek bulabilmek ve köyün feodal baskılarından kurtulmak için sağa-sola yalvaran bakışları fırlatmaları, gelip giden yabancılara kur yapmaları çok tuhafıma gitmişti.
Sanki dişi aslan olsalar geceleri o köyün dağ başında kükreyecek ve dağları deleceklerdi. Sanki kedi olsalar yerde sırtüstü yuvarlanıp köyün tek tek damlarında miyavlayacaklardı tıpkı eşleşme zamanı gelen kedilerin, sokak ortası, elalemin gözü önünde, gece gündüz demeden ha bire miyavladıkları gibi..
Evli olan Medrese imamı çok yakın akrabamdı. Körkütük aşıktı bir kıza ve kızla arasında arabulucu olmamı istedi. Ben de eğer bir daha bana kızmayacaksan ve dövmeyeceksen dediğini yaparım dedim. Süt dökmüş kediye dönen imam, bana dayı dedi, ben senin hocanım, hem kızar ve hem de severim. Söz bundan sonra sana tokat atmam dedi.
İmam bir gün muska yaptı ve bana bu muskayı sıcak suyun içinde eritip kıza içireceksin dedi. Hocam biliyorsunuz ki Kuran dersini onların evinde veriyorum. Sıcak suyu nerden bulacağım ve nasıl içirteceğim? Bu mümkün değil, sen mümkün olan muskayı yapsan daha iyi olur dedim. Bana hak verircesine, her zaman tıkanan burnunu karıştırarak düşündü ve tamam çözüm buldum dedi
Yine yakın akrabalarımın olduğu bir köyde medresede okurken her perşembeleri biz talebelerin tatil günüydü. Köyün en güzel kızlarının isimlerini tek tek ve küçük küçük kağıtlara yazar kura çekimi yapılırdı. Küçük olduğum için beni kuraya katmazlardı.
Bir başka köyde de hem şeyh ve hem bizim imamız olan zat evli bir kadına aşıktı. Tanrı’nın özenle, sanki kalemle, karakaşını, kara gözünü, endamını ve güneş gibi yüzünü yarattığı Arap kızı ve Kürt’le evli bir kadındı.
Kadının güzelliği köyün tüm erkekleri ve kadınları tarafından gıpta ile konuşuluyor ve böyle güzel bir kadının yeryüzüne bir daha gelmeyeceği söyleniyordu. Kadının kocası ise, sabahtan akşama kadar Şeyh’e marabalık yapan, evinde çalışan zayıf ve çelimsizin biriydi.
Biz fakilerin (talebelerin) yemek ihtiyacını karşılayan Şeyh, bir köylü vatandaş aracılığıyla beni yanına çağırdı. Fakilerin en küçüğüydüm.
O gün de hiçbir faki medrese de olmadığı için Şeyh bana, “git kadını çağır gelsin bize yemek yapsın” dedi. Doğrusu bu kadını ben de çok merak ediyordum. Kadının evine gittim ve ona durumu anlattım.
Pencereden günah Tanrıçasını dört gözle bekleyen ve abazalıktan kırılmış birinin umumhanede ya da başka bir yerde kadına iç geçirerek baktığı gibi kadına bakan Şeyh, geç kaldığımız için ilk sorduğu soru, “kezzaplar nerde kaldınız? Açlıktan öldüm” dedi. İçim de acaba bu yemek açlığımı yoksa bu kadının beyaz ve taze etinin açlığımıdır diye düşündüm.
Şeyh bana, “sen burada bekle gelen olursa mutfağın girişinde sadece seslen, içeri girme ve ben yemek yedikten sonra, sen yersin, ondan sonra kadını eve götürürsün” dedi.
İçinde duyduğu o korkunç cinsel açlığını doyurmak için köylerde koyunlara saldıran bir kurt’un koyunu yiyip parçaladıktan sonra dışarıya çıkması gibi kadın dışarı çıktı ve içinde beslediği vahşiliğini masum bir edayla bana “aç mısın?” diye sordu.
Yani sözün kısası sevgili okuyucularım; ister alim, ister mele veya ister şeyh olsun öncellikle kişinin kendi nefsine ve iradesine sahip olması lazımdır. Aksi halde daha nice cübbeli Ahmet’leri ve Mehmet’leri göreceğiz…
Cüneyt ALPHAN – habercininsitesi.com
Bu Habere Yorum Yapın..
Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.
Bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, YORUM KURALLARI'na gözatmanızı tavsiye ederiz.


















evet keşke herkes nefsine sahip olsa bu mollalar,şeyhler,müritleri ve normal vatandaşlar için de geçerli
BU YAZAR BEY HER KESİ KENDİSİ GİBİ BİLİYOR.ÇÜNKÜ KENDİSİ O DÜŞÜNCEDE OLDUĞU İÇİN. AMA ŞU YAZILARINDA, ŞUNU GÖRDÜM,BU YAZARIN ASIL DERDİ MÜSLÜMANLARA ÇAMUR ATMAK.MÜSLÜMANLARA BİRŞEY OLMAZ.AMA KENDİNE ÇOK YAZIK EDİYOR.
Cüneytciğim bu kadar yalın ancak o kadar acı şekilde gerçekleri anlatman muhakkak ki bu yönleri bilmeyenleri aydınlatmakta, umarım ki birileri kol kırılır yen içinde kalması gerekirdi sen niye anlattın diyerek seni aforoz etmesinler