KADIN,ERKEK VE AİLE (2) KÖŞE YAZISI
Kadına yönelik şiddetin, işkencenin, cinayetin giderek arttığı, boşanma oranların tavan yaptığı ve toplum aile hayatının giderek parçalandığı bir dönemde yaşıyoruz…
Hiç şüphesiz ki bu olayların “neden” ve “sonuç” ilişkisi ile ilgili çok şey söylenebilir. Ancak teknolojinin, konforlu hayatın ve doyumsuzluğun egemen olduğu bir dönemde bu sorunları aşmak çok da kolay değil.
İşte; Sosyolog- Aile İçi Şiddeti Önleme Uzmanı olanı Metin Murat Arslan’ın “Kadın, Erkek ve Aile” adlı çalışmasının devamı olan bu yazıyı okuduğum da toplum ve aile hayatını parçalamadan nasıl kurtarabileceğimize dair çok güçlü fikirler edindim ve sizin de edineceğinize olan inancımı taşıyorum.
İşte Arslan’ın Analizi…
“Peygamberimiz “Kadın kısmını sevindiren, Allah c.c korkusundan dolayı ağlamış gibidir. Allah c.c korkusundan ağlayan kimsenin vücudunu Allah c.c Cehenneme haram kılar.” “Hanımı ile iyi geçinip şakalaşanı Allahü teâlâ sever, rızklarını artırır.” “En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir.” “En iyi Müslüman, hanımına en iyi davranandır. İçinizde, hanımına en iyi davranan benim.” “Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine, bir köle azat etmiş sevabı yazılır.” “Hanımının haklarını ifa etmeyenin; namazları, oruçları kabul olmaz.” “Hanımını döven, Allah’a ve Resulüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.” “Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.” “Kızlarınızı altın ve gümüş ile süsleyin! Elbiseleri güzel olsun! İtibar kazanmaları için en güzel hediyelerle ihsanda bulunun!” “Kız çocuğunu güzelce terbiye edip, Allahü teâlânın verdiği nimetlerle bolluk içinde yedirir giydirirse, o kız çocuğu onun için bir bereket olur, Cehennemden kurtulup kolayca Cennete girmesine vesile olur.” “İki kız evladına güzel muamele eden, mutlaka Cennete girer.” “İki kızı veya iki kız kardeşi olup da, maişetlerini güzelce sağlayanla Cennette beraber oluruz.” “Çarşıdan aldığı şeyleri, erkek çocuklardan önce kız çocuklarına verene, Allahü teâlâ rahmetle nazar eder. Allahü teâlâ rahmetle nazar ettiğine de azap etmez.” “Çarşıdan turfanda meyve alıp evine getiren, sadaka sevabı alır. Getirdiğiniz meyveyi, erkek çocuklarından önce kız çocuklarına verin!” demektedir. Hz. Ali “Kadındaki bazı güzel nitelikler, erkekte kötü sayılır: Kibir, cimrilik ve korkaklık. Kadın kibirli olursa iffetine dokunulmasına imkân vermez. Cimri olursa hem kendi hem de kocasının malını korur. Korkak olursa tehlikelere karşı çekinir.” demektedir. Bu bilgiler ışığında kadını değerlendirdiğimizde şu an için müslümanım deyip de bu bilgilerden habersiz olan ve tam tersine kadına şiddeti, sevgisizliği, saygısızlığı dinden aldığını iddia edenlere herhalde ilginç ibretlik örnekler teşkil edecektir.
Aile psikolojik ilişkiler sonucu insan türünün devamını sağlayan, toplumsallaşma sürecinin ilk ortaya çıktığı, karşılıklı ilişkilerin belirli kurallara bağlandığı o güne dek toplumda oluşturulmuş maddi ve manevi zenginlikleri kuşaktan kuşağa aktaran, biyolojik, psikolojik, ekonomik, hukuksal ve benzeri yönleri bulunan toplumsal bir kurumdur.
Ailenin kurulması çiftleşme ile başlamaktadır. Çiftleşme biyolojik bir olaydır, buna karşılık evlenme ve aile kurma sosyolojik bir olgudur. Ailenin kurulması için biyolojik bir olay olan cinsi birleşme yeterli bir sebep değildir. Böyle olsaydı hayvanlarında ailesi olurdu. Hatta hayvanlarda bile görülen birtakım ana ve yavrusu arasındaki ilişkilerin sebebi biyolojik bir olaydan çok psikolojik bir olgunun ifadesidir. Daha açıkçası seksüel ilişki, sonuçta psikolojik ve sosyal ilişkilerle vardır ve birbirlerine önceliği ve sonralığından çok, birlikte bir yapıyı oluştururlar. Bu durum aileden önce bir cemiyetin varlığını ve bu cemiyetin ailenin kuruluşu ile ilgili birtakım hak ve sorumlulukları tayin eden normlarının olmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durumda aileyi bir takım sosyal ve hukuki kayıtlardan meydana gelmiş bir sosyal kurum olarak anlamamız gerekiyor. Bu özelliği ile insan cemiyetlerinin hayvan cemiyetlerinin bir uzaması olmadığı gibi, insan ailesi de hayvan ailelerinin bir devamından ibaret değildir.
Aile yüz yüze samimi ilişkilerin cereyan ettiği kurumlardır. Bu nedenle aile üyeleri arasında meselelerin rahatlıkla tartışılması problemlere karşı direnç kazandırır, psikolojik tatmin sağlar.
Aile cinsel tatminle birlikte biyolojik üremenin vuku bulduğu ve toplumun devamının sağlandığı yegâne gruptur. Cinsel tatmin, çocuk sevgisi aile üyeleri arasındaki bağları kuvvetlendirmekte ve psikolojik tatmin sağlamaktadır.
Aile yeni nesillerin sosyalleştirilmesini üstlenen en önemli gruptur. İnsanın gelişme çağına direk etki ettiği için sosyalizasyon sürecinde son söz sahibidir. Normlara riayet ailede öğrenildiği gibi vicdanın teşekkülü de aile içindeki sosyalleşme sürecinde vuku bulur.
Geleneksel aile bir üretim ve tüketim birimidir. Bu aile ihtiyaç duyduğu mali ve hizmetleri bizzat kendisi üretir ve tüketir. Ailenin bu fonksiyonu bugün de birçok toplumda devam etmektedir.
Ailenin önemli bir görevi de dayanışma koruculuk görevidir.
Aile üyeleri tüm boş zamanlarını diğer aile üyeleri ile paylaşır.
Türk ailesi ne pederşahi ne de maderidir, o pederi bir ailedir. Gökalp, pederi aile ile ataerkil aileyi birbirine karıştırmamak gerektiğini vurgular. Çünkü ataerkil ailede akrabalar asabelerden yani erkek soyundan gelen akrabalardan ibarettir. Ataerkil ailede, ailenin malı mülkü evin reisine aittir. Pederi aile tamamıyla eşitlikçi bir ailedir. Akrabalık sadece baba yönünden değil, anne yönünden de gelmekte dolayısıyla tek taraflı değil çift taraflıdır. Amca ile dayı, hala ile teyze birbirlerine eşittirler. Kadınlar da büyük haklara sahip olduğundan kocalarına eşittirler. Çocuklar da ataerkil ailede olduğu gibi baba otoritesine tabi değildi. Gökalp’ e göre bu nitelikleriyle pederi aile özgürlükçü ve eşitlikçi ailedir. Bu aile Cermen (Alman) ailesi aracılığıyla Avrupa’nın bugünkü aile modelinin kaynağı olmuştur.
Bir toplumda, aile bireylerinin birbirlerine karşı nasıl davranacakları, dînî ve kültürel mirasla aktarılan bir geleneğe bağlıdır ve bunun en iyi öğrenileceği mektepler de hiç şüphesiz aile yuvalarıdır. Dolayısıyla, birbirlerine karşı sevgi, saygı, şefkat ve merhamet hisleriyle davranan aile bireylerinden, aynı özellikleri taşıyan nesillerin yetişeceği aşikârdır.
Ebeveynine saygı göstermeyen ve iyi muamelede bulunmayan bir evladın, kendi çocuğundan, bundan daha fazlasını beklemeye hakkı yoktur” diyor Metin Murat Arslan.
Cüneyt ALPHAN – habercininsitesi.com

















