RSS | Yorumlar

KÜRT GAZETECİLERE BASKI VE NAMIK TARANCI CİNAYETİ!

1 Yorum
KÜRT GAZETECİLERE BASKI VE NAMIK TARANCI CİNAYETİ!

Kontrgerilla cinayetlerinin amansızca işlendiği, kasvetli havanın Diyarbakır’ı esir aldığı ve sonbahar’ın pılını pırtını toplayarak kışa yelken açtığı bir gündü. Özgür Gündem gazetesinin acemi çaylak muhabirliğimin ilk ayı idi. Zaten uzun da sürmedi. Bir ay sonra maaşa zam işe son oldu…

Ölümün kol gezdiği soğuk sokaklardan geçmek için önce annemin ellerini öper ve içten içe helalleşirdim, Hani olur ya kalleş bir kurşuna kurban olurum diye. Evden çıktım, Bağlar Kahveönü durağına çıkan sokak başına varmadan silah sesini duydum. İnsanlar can havliyle sersem mayın gibi sağa sola savrulmaya başlandı. Sanırım 6’nın üzerine kurşun sıkıldıktan sonra silah sesi kesildi.

Kaçan katilin arkadan profilini gördüm ama korkunç yüzünü görmedim. 5-10 dakika sonra Kahveönü durağının tren istasyonuyla bitişik caddenin üzerinde vurulan siyah montlu yüz koyun yerde duran adamın başından oluk oluk kan fışkırıyordu. Ama hiç kimse korkudan müdahale etmiyordu. Malum o zamanlar müdahale edende, tanıklık yapanda ve olay hakkında bilgi verende canından oluyordu. Korkuyla sindirilmiş insanlar, “görmedim, duymadım ve bilmiyorum” taktiğini uygulamak zorunda kalıyorlardı.

Güya gazeteciydim ama elinde fotoğraf makinesi olmayan bir muhabirdim. Sokak başında bekledim. Resmi polis otosu geldi, polis yerde can çekişen ve kanı 10 metre kadar akmış yaralıya müdahale etmektense,  sağa sola milleten bilgi almaya çalışıyor gibi yapıyor ve ambulans bekledikleri görüntüsünü vermeye çalışıyorlardı.

Ama ambulans geldi. Yarım saat sonra geldikten sonrada yerden dal gibi titreyip can çekişen beden can verdi. Evet sağ bir insan bir anda öldü ve ölümün bu kadar hızlı, acımasız ve çabuk olabileceğini şimdiye kadar hiç ama hiç düşünmemiştim.

Adam kafasına tabancayı dayadı, tetiği çekti ve adam öldü…

Gazeteye doğru doğru hızlı hızlı giderken, hep merak ettim, bir cellat için öldürmeye karar vermek bu kadar kolay mı?

Bir insanın dünyasını yok etmek, ona bağlı olan aile bireylerinin hayallerini yıkmak, o insanın sahip olduğu koca bir yaşamı bir anda silmek bu kadar kolay mı? Zor olan ölmek mi? Öldürmek mi? Ölmeye karar vermek mi? Diye düşündüm ve savaşa, ölüme bir kez daha lanet okudum.

Gazeteye geldiğimde polis telsizinden öldürülenin gazeteci Namık Tarancı olduğu söylenince daha da kahır oldum. Gözlerimin önünde öldü ve tek bir kare fotoğraf dahi çekemedim.

Namık’ın suçu neydi gazeteci olmaktan ve halkın haber alma hakkını sağlamaktan başka… O evliydi, bir yuvası vardı. Bir oğlu vardı. O yuvayı söndürmeye, o yavruyu yetim bırakmaya hakları var mıydı?

Acaba Namık’ı öldürenler, Namk’ın eşinin Diyarbakır Devlet Hastanesinde yaktığı ağıta Tanrı’lar bile dayanmazken, hiç mi vicdanları sızlamadı? Hele hele dört yaşındaki masum ve olanlardan habersiz yavruya bakmaktan hiç sıkılmadılar mı?

O güne kadar Bölgede son 10 aylık süre içerisinde gazetecilere yönelik başlatılan silahlı saldırı olaylarında öldürülen gazeteci sayısı Namık’la birlikte 12’ye yükselmişti. Öldürülen gazetecilerin isimleri şöyleydi;

2000’e Doğru Dergisi’nden Halit Güngen, Cengiz Altun, Hafız Akdemir, Musa Anter, İzzet Kezer, Yaşar Aktay, Hatip Kapçak, Hüseyin Deniz, Yahya Orhan, Çetin Abay, Mecit Akgün.

Saldırı’dan bir gün sonra olayı kınayan dönemin HEP’in Parti Meclis Üyesi Av. Cebbar Leygara; Gazeteci katillerine bizzat cesaret veren Başbakan ve İçişleri Bakanı’nın, “Bunlar gazeteci değil militandır” demeçleriyle katilleri yüreklendirip, cinayetlerin sürmesine katkıları aşikar olduğunu, Koalisyon hükümeti, direksiyonu tamamiylen Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’e teslim ederek, bugünkü savaşı körüklendirerek, daha da alevlendirdiğini belirterek, “bu alev bir çok masum, sivil insanı da yakıp yok ettiğini ve

Hükümet, demokrasiyi ve hukuku bir kenara bırakmış şiddet, baskı ve kanla Kürt sorununu çözeceğini ilan etmiştir. Hükümet son CMUK aldatmacasıyla da işkenceden yana tavır koyduğunu belirtmiştir.

Demokrasiden vazgeçen hükümet, katilleri korumadığını halka karşı kanıtlamak istiyorsa katilleri bulup gerçek kimlikleriyle adalet önünde yargılanmalarını sağlamalıdır. Gazetecilere yönelik saldırı aslında bölgede sürdürülen savaşa ilişkin gerçekleri gizlemeye yöneliktir. Olayı kınıyor ve insanım diyen herkesin bu olayı lanetlemesini bekliyoruz.” Diyerek tepkisini ortaya koysa da aslında bu tepki cellatlar ve cellatlara emir verenler için hiçbir anlam ifade etmiyordu.

Namık’ın temsilciliğini yaptığı gazetenin İstanbul bürosu tarafından saldırıyı kınayan bir açıklama yapıldı.

“Temsilcimiz Namık Tarancı, 20 Kasım sabahı saat 7.45’te Kahveönü civarında 2 ya da 3 kişinin saldırısına uğradı.

Görgü tanıkları saldırganlardan 25 yaşlarında 165,170 boylarında, kot takımı giysili birinin, Tarancı’yı omuzundan tutarak elindeki tabancayla kafasına 3 kurşun sıktığını, arkadaşımız yere düşerken de bir el daha ateş ettiğini ifade ettiler. Saldırganlar olaydan sonra Kaynartepe mahallesine doğru kaçtılar. Olay yerinde yaşamını kaybeden arkadaşımız Namık Tarancı (37) evli ve bir çocuk babasıydı.

Bir süre önce dergimiz Diyarbakır bürosuna gelen bir şahıs, 31.sayımızda yayınlanan “Hizbullahla görüştük” röportaj haberiyle ilgili olarak büro çalışanlarımızı ölümle tehdit etmişti. Aynı şahış büromuzdan ayrıldıktan sonra izlenmiş, kendisinin Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne girdiği tespit edilmişti. Tarancı, son olarak 19 Kasım akşamı büromuzdan çıkmadan önce telefonda ölümle tehdit edildi. Bu kurşun da öncekiler gibi gerçeğin yok edilmesi, devrimci-demokrat basının susturulması amacını taşımaktadır. Ancak hiçbir kurşun, hiçbir baskı gerçek basının sesini susturamayacaktır. Arkadaşımız Namık Tarancı’ya ve basına yönelik bu saldırıyı nefretle protesto ediyoruz.” Diye…

İşte sevgili okuyucularım; son günlerde basına yönelik operasyonlara aslında biz çok da yabancı değiliz. Hele ki bu basın mensupları, Kürt ise, Kürt duyarlılığı ağır basın yayın organında çalışıyorsa ve bunu dile getiriyorsa, işte o gazeteci Namık Tarancı gibi ölümü ve her türlü işkenceyi hak etmiş demektir birilerinin gözünde.

Ne acı ki günümüz basını da iki yüzlü ve riyakardır. Arkası güçlü olan Nedim Şener ve Ahmet Işık gibi gazeteciler için kıyametleri koparırken Kürt kökenli gazetecilere yapılan operasyonlar ya haber yapılmıyor ya da onları direk PKK’li ve KCK’li diye ilan ediyorlar.

KCK davası da giderek Ergenekon davası gibi sulandırılmaya çalışılıyor. Haklı olunan birçok noktada dava haksız duruma düşürülüyor.

Bu ülkede sadece Cumhuriyet tarihinde değil, Osmanlı tarihinde dahi aydınlara, yazarlara, çizerlere ve sanatçılara hiçbir zaman tahammül edilmemiştir. On altıncı yüzyıl, Rabelais gibi, Montaigne gibi, Cervantes gibi büyük romancılarla, yazar ve düşünürlerin çıktığı; edebiyatla felsefede Rönesans’ın yıldız yıldız çiçeklendiği bir yüzyıldır…

Bizde ise o yüzyılda saray okumuşları, hangi şehzadeyi kazıklarım diye düzmece mektuplar yazmakla uğraşıyorlardı. Fuzuli gibi, Baki gibi büyük ozanlar ise, şiirin içinde, ama düzyazı ile matbaa üretiminin çok dışındaydılar. Eğer yazı ve düşünce yaratıcılığı, bizde de geleneksel bir kurumlaşma göstermiş olsaydı; 20. yüzyılın ilk yarısında ne Refik Halit’i yirmi iki yıl sürgünde tutar, ne Nazım’la Kemal Tahir’i on dört yıl hapiste tutar; ne Sebahattin Ali’yi kafasına odun vurarak öldürürdük…

Yazı ve yazar düşmanlığı tefrikasının, bitip tükenmediği cumhuriyetlerle demokrasilerde, tarih de, kendi gerçeklerinin canlılığında değil, resmi görüş yakıştırmacılığının, sarkık bir terlik ponponu iğretiliğinde kalıyor… On yedinci yüz yıl biterken Osmanlı egemenleri hâlâ daha, öldürme ve ölme saraları içinde, dış dünyalardaki gelişmelerden habersiz, kendi yüceliklerinin hipnozlarına kilitlenmiş duruyorlardı.

Yine IV.Mehmet, otuz dokuz yıllık bir iktidardan sonra tahttan indirilip yerine kardeşi II.Süleyman çıkarıldığı zaman, kimsenin ne yeni keşfedilen basınç yasalarından haberi vardı, ne Amerika’dan Avrupa’ya akan altınlardan, ne de Batı tiyatrolarından…

Uzun oldu ama kısacası bu ülke bu kafayla daha çok adam (!) olur.

 

Cüneyt ALPHAN – habercininsitesi.com

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI

17 MAYIS 2012 - METİN MURAT ARSLAN GİTMELİ Mİ-KALMALI MI?
11 MAYIS 2012 - AKIL ARTI KAHVE 5,5 TL’YE SATİLİR!
28 NİSAN 2012 - ASPARAGASIN SON HANEDAN’I NACİ SAPAN!
25 NİSAN 2012 - DEMOKRASİNİN YÜREĞİNDE BOMBA PATLADI!
23 NİSAN 2012 - BDP’NİN 23 NİSAN KARARI SAMİMİ DEĞİL!
17 NİSAN 2012 - CHP’Lİ DEĞER “BENİM KOD ADIM YOK”
14 NİSAN 2012 - BENİ FİŞLEYEN BİR’E OHH OLSUN!
7 NİSAN 2012 - SOYTARI SAY’IN SALYALARI!
4 NİSAN 2012 - AYSIZ GECELERİN MÜCAHİD’İ...
31 MART 2012 - BİR MÜLTECİNİN HÜZÜNLÜ ÖYKÜSÜ!
25 MART 2012 - KCK’NİN KRALI-KRAL ABDULLAH
25 MART 2012 - BAYDEMİR’CİLERİN ŞAHSIMA TEPKİLERİ…
23 MART 2012 - BAYDEMİR’İN ARKASINDAYIM AMA…!
19 MART 2012 - YENİ ANAYASA SİVİL OLACAK MI?
8 MART 2012 - KADINA ŞİDDETİN SOSYOLOJİK TARİHİ!
5 MART 2012 - POZANTI PİSLİĞİ VE DEVLET!
4 MART 2012 - CHP’Lİ BAŞKANIN OĞLUNDAN ÖLÜM TEHDİDİ!
29 ŞUBAT 2012 - VALİ ŞAHİN: “KONTR-GERİLLA YOKTUR”!
27 ŞUBAT 2012 - KADIN, ERKEK VE AİLE (4)
22 ŞUBAT 2012 - DENİZ KÜLLERİ’NİN ESRA (RENGİZ) AŞKI!
06 OCAK 2012 - POLİS AKADEMİSİ İZLENİMLERİM!
29 ARALIK 2011 - ÜŞÜYORUM ANNE!
27 ARALIK 2011 - KADIN,ERKEK VE AİLE (3)
25 ARALIK 2011 - KÜRT GAZETECİLERE BASKI VE NAMIK TARANCI CİNAYETİ!
22 ARALIK 2011 - MELE’LERİN ONURU İADE EDİLMELİDİR!
20 ARALIK 2011 - KADIN,ERKEK VE AİLE (2)
19 ARALIK 2011 - İNSANLIĞIN VİCDANIN DA ERMENİ SORUNU!
16 ARALIK 2011 - MOLLALARIN ÇAPKINLIĞI!
11 ARALIK 2011 - KADIN,ERKEK VE AİLE (1)
05 ARALIK 2011 - KILIÇDAROĞLU VE BAYKAL’IN DERİN SAVAŞI
04 ARALIK 2011 - TARİHSEL HAKSIZLIK VE ÖZÜR
01 ARALIK 2011 - PKK-KCK YORUMLANIRKEN GÖZDEN KAÇANLAR
30 KASIM 2011 - UMUTLARIN BİTTİĞİ YER!
28 KASIM 2011 - SÜRGÜNLERİN TORUNU “SEYREK”
09 KASIM 2011 - BİR VALİ’NİN EN CESUR İTİRAFI!

facebook'ta paylas Facebook'ta paylas share this article on stumbleupon share this article on digg share this article on reddit share this article on linkedin share this article on google bookmarks share this article on blinklist share this article on furl share this article on sphinn share this article on newsvine

  1. Böyle kurdlarin hakkında gercek haberleri hiç Japonya’ya
    gelmiyor,çok içim acıyor bu olduktan sonra..
    Ama daha iyi bildirmeyi gerekir sanırım başkalarada..
    Ellerinize sağlık,teşekkür ediyorum Japonya’dan,saygılar..

Bu Habere Yorum Yapın..

DİKKAT!..

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, YORUM KURALLARI'na gözatmanızı tavsiye ederiz.

Site Ekle 24