KADIN,ERKEK VE AİLE (3) KÖŞE YAZISI
Sevgili okuyucularım; Aile İçi Şiddet Uzmanı Sosyolog Metin Murat Arslan’ın kaleme aldığı “Kadın, Erkek ve Aile” adlı dizi yazısının üçüncü bölümü de bir o kadar etkileyici ve verimli tarafı vardır…
Sözü fazla uzatmadan sözü Metin Murat Arslan’a bırakıyorum:
“Anne ve Baba, Ailesiz, kadın erkek beraberliğinden bahsetmek, geçici evlilikler oluşturmak, kadından cinsel amaçlı zevk veya ücret karşılığı birliktelik, Mut’a nikâhı ile birliktelikler yapılan incelemelerde hayırlı sonuçlar üretmemiş; tam aksine mutsuzluk ve ayrılıklarla dolu metalaştırılmış ve külfet yüklenmiş kadınları oluşturmuştur. Bu konuda çeşitli kitap, makale, bilimsel çalışma, günlük haberler yaşam dünyamızda örnekleri bolca bulunmaktadır. Bu konuları belki farklı bir makale çalışmamıza bırakıyorum.
Kadın şefkat abidesi gibidir. O, erkeğe nazaran daha şefkatli, güzel, yumuşak, sıcak, duyguludur. Erkek, bir tabirle ailede çobandır. İbni Ömer’in (r a.) rivayet ettiğine göre Resûlullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur: “Dikkat ediniz! Hepiniz çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz. İdareci çobandır ve emri altındakilerden sorumludur. Erkek, ev halkının çobanıdır ve onlardan sorumludur. Kadın, kocasının evinin ve çocuklarının çobanıdır ve onlardan sorumludur. Köle, efendisinin malının çobanıdır, o da ondan sorumludur. Dikkat ediniz! Hepiniz çobansınız ve hepiniz emriniz altındakilerden sorumlusunuz.”
Günümüz deyimiyle her yönetici konumunda olan kişi yönettiklerinin birer emanetçisidir ve emanet olarak kendisine verilenleri koruyup gözetmeli ve asıl sahibine sağlam, korunmuş, eksiksiz, ihanet edilmemiş tarzda iade etmeyi gerektirir. Erkeği, evinin geçimini asıl sağlayan kişi olarak görmekte ve ailesinin kendisine dünyada verilen en büyük nimetlerden birisi olduğu ve koruyup gözetmesi gerektiği ifade edilmiştir. Aynı zamanda kadına ise erkekten sonra evinin geçimi, koruyup gözetme görevi yüklemektedir. Bu aile rolleri, ne erkeğin üstünlüğü ne de kadının düşüklüğüdür. Aile gibi bir kurumu erkekle kadının bir bütün olarak sahiplenerek her biri diğerine kol kanat germesini ifade etmektedir.
Diyanet İşleri Başkanlığının 2–4 Aralık 2011 gerçekleştirilen V.Dini Yayınlar Kongresi sonuç Bildirgesi’nde konumuzla ilgili çarpıcı ifadeler yer almaktadır. “ Kadın ve erkek insan varlığının iki temel yapı taşıdır. İnsan, İslam’a göre kadınıyla erkeğiyle eşrefi mahlûkattır. Kadının cinsiyet vurgusundan bağımsız olarak, erkekle birlikte sahip olduğu varoluşsal değer, geçmişten günümüze hem geleneksel hem de modern etkilerle sarsıntıya uğramıştır. Kur’an ve Sünnet’te açıkça vurgulandığı gibi, İslam’ın kadın imgesi, kadın ve erkeğin birbirini tamamlayan iki asli unsur oluşunda odaklanmaktadır.
Müslüman toplumlarda kadın algısı ve tasavvuruna ilişkin kendi zaman ve coğrafyalarıyla kayıtlı kimi örnekler, tâbi oldukları zaman ve mekanlar için anlamlı ve anlaşılabilir olmakla birlikte, bugün bu tecrübelerin yeniden okunmasına ve farklı açılardan yorumlanmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
1. Kur’an-ı Kerim’de ve Hz. Peygamber’in Sünnetinde kadın, cinsiyet bağlamında değil insanlık düzleminde ele alınmıştır. Kadın ve erkek arasındaki cinsiyet ayırımı ve karşıtlığına ilişkin söylemlerin, İslam’ın temel metinlerine yansıtılması anakronik bir yaklaşımın ürünüdür.
2. Tarihsel süreç içerisinde kaleme alınan İslam kitâbiyatında, kadına dair eserler gözden geçirildiğinde, yerleşik kültür ve anlayışların etkisiyle Yüce dinimizin genel prensipleriyle çelişen, yanlış, eksik, önyargılardan beslenen ve günümüzde kadın karşıtlığı olarak görülebilecek bazı yorumların yer aldığı bilinmektedir. Tefsir, hadis, fıkıh literatüründe kadına dair yapılan bu yorumların büyük bir kısmı, nasların sarih delaletine dayanmaktan çok dönemin sosyo-kültürel şartları içersinde ortaya çıkan zihniyet yapılarını yansıtmaktadır. Bununla birlikte söz konusu yorumların kendi dönemlerinde ifade ettikleri anlam ve işlevler dikkatten kaçırılmamalıdır.
3. Özellikle popüler dini kaynaklarda yer alan kadının yaratılışına ilişkin mitoloji ve hurafe niteliğindeki tasvirler, kadına yönelik zayıflık ve eksiklik söylemi, fitne ve ayartıcılık ithamı, kadının erkek üzerinden tanımlanıp konumlandırılması İslam’ın özüyle bağdaşmamaktadır.
4. Kadınla ilgili sorunlar, kadın hakkında oluşan yanlış düşünce ve telakkiler, sadece doğu toplumlarının ya da İslam toplumlarının değil, bütün insanlığın ortak problemidir. Kadim din ve kültürlerin Müslüman toplumlara tesiri, yerleşik kültür ve geleneklerin baskın çıkması, dinin ve dinî metinlerin yanlış anlaşılması ve yorumlanması, bu tür düşüncelerin yerleşip derinleşmesine zemin hazırlamıştır.
5. Sanal alemde ve görsel medyada kadın bir tüketim ve reklam unsuru olarak istismar edilmektedir. Görsel medyada kadın imgesi, kadını gerçek kimliğinden çok bir tüketim nesnesi biçiminde sunmakta, bu sunumda kimi zaman kadının cinselliği, kimi zaman kadının duygusallığı, kimi zaman da zaafları ön plana çıkarılarak kadın bir meta şeklinde ticari istismar konusu yapılmaktadır.
6. Görsel medyada kadın, potansiyel tüketici, cinsel obje, güzellik, mutfak kıskacı içinde değil, gerçek kimliği ve değerleri ile yer alabilmelidir.
7. Kadına karşı cinsiyetçi ve ayrımcı bir dilin kullanılması, kadının metalaştırılması ve tüketim nesnesi olarak kullanılması, namus cinayetleri ve her türlü şiddetin konusu haline getirilmesi hiçbir şekilde onaylanamaz.
8. Kadının hangi gerekçelerle olursa olsun, temellük edinilmesi, kimliksizleştirilmesi, toplumdan tecrit edilmesi yahut bir haz nesnesi olarak sunulması ve onurunun zedelenmesi asla kabul edilemez “
Bu ifadelerden İslam dini kaynaklı olarak kadını aşağılayan, metalaştıran, ayrımcılık yapan, zulüm işlenmesine cevaz veren ifadeler ve yönelimler din kaynaklı olmayıp gelenekten kaynaklandığı ve bu gelenekçi, ataerkil düşüncelerin dinle alakasının olmadığı anlaşılmaktadır. Bu çerçevede gerek Diyanet İşleri Başkanlığı, akademik çevreler, gerekse halkımız yanlış geleneklerden sıyrılarak gerçek dini anlayış içerisinde yaşam yolu bulunmalıdır.
Belki bazıları medeni kanunumuzda ev reisi gibi bir kavramın kaldırıldığı dolayısıyla günümüzde böyle bir şeyden bahsedilemeyeceğini ifade etse de; bir konferansta Michael Kaufman ve oradaki dinleyicilere de ifade etmiştim ki: “Bir devletin başkanı bir tane oluyor, bir bakanlığın bir bakanı oluyor, bir daire başkanlığında bir başkan biliniyor, bir mahallede bir muhtar bulunurken bir evde temsiliyet açısından nasıl iki kişi olur. Vücuttaki kafanın varlığı, kalbin, ayağın, kolun, elin değerini düşürmez birliktelikle bir vücut oldukları gibi kadın erkek ve çocuklar bir aileyi oluştururlar. Erkeğin dış temsiliyet ve kol kanat gerici bir rolden dolayı üstün bir varlık olmadığı gibi ev iç işlerinde esas sorumlunun kadının olması da kadın düşüklüğünü göstermemektedir.”
Evet, bazılarınca “Bedenlerimiz bizimdir.” diyerek sadakati ve aileyi dinamitleyecek davranışların özgürlüğünü çağrıştırması kadına özgürlük kazandırmayacak; aksine bir efendiden kaçıyorum zannıyla geçici, kullan bırak, nerde gece orada sabah doğrultuda çoklu efendiler oluşturacaktır.
Kadın erkeğe, erkekte kadına her yönden sadakatte bulunmalıdır. Erkeğin elinin kiri de, kadının ki namusu değildir. Namus: Bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık, iffet, dürüstlük, doğruluktur. Erkeğin namusu kadın, kadının namusu erkektir; dolayısıyla bu durum birbirlerine sadakat, dürüst, doğru kalmakla sağlanabilir.
Kadın yukarıda belirttiğimiz erkekten daha fazla olan özellikleri ile hem erkeğini, hem de çocuklarını sarıp sarmalayarak dünyadaki cenneti yaşatabilir. Erkeğin bu cennete katkısı ise, bu verimli ve üretken şefkat ve sevgi kaynağı olan kadının el üstünde tutulması ile olabilir. Bunun aksine kadının şiddet görmesi, mutsuz olması durumunda bu üretken damarları zarara uğrayarak kadının hem kendisine, hem çocuklarına hem de erkeğin kendisine zarar verir. Çünkü geleceğin erkek ve kadınlarını yetiştiren esasta kadındır.
Kadının bir şefkat ve sevgi kahramanı olmasındansa cinselliğinin ön plana çıkartılması da kadının bu özelliklerini zarara uğratacaktır. Bu yönün eksikliğini fark etmeyenler, bu eksiklikten dolayı hayatlarının zehir olmasının nedenini bir türlü bulamayacaktırlar” diyor Metin Murat Arslan….

















