ÜŞÜYORUM ANNE! KÖŞE YAZISI
Bugün Ankara çok soğuktu anne!
Kar kaplamış engebeli kentin her tarafını, sanki bembeyaz örtü gibi serilmiş sofra duruyor önümde. Buyur ye beni diyor. Diyor demesine de, soğuk duvarlar üstüme üstüme geliyor sanki.
Sensizliğin soğukluğu yüreğimi acıtıyor, ciğerlerimi kanatıyor. Hani küçükken kara pekmez katar yerdik, pekmez olmayınca toz şekeri katar yerdik. Bize sanki sarı burma kadayıfı gibi geliyordu ya, bugün aynısını yapmak istedim ama sensiz yapmak ve yemek de istemedim.
Hoş zaten sarı burma kadayıfı almak için de çok da paramız olmadı ya…
Anne inanmayacaksın ama bugün gerçekten çok ama çok üşüdüm. Isınmak için gün boyu senin sıcaklığını, kucağını, sesini ve bakışlarını aradım. Bulamayınca canım çok sıkıldı. İnsanlardan da sıkıldım. Canım sıkılıp yüreğim daralınca kendimi satırların limanına atıyorum. Biriken yangınları satırlara sıçrayınca rahatlıyorum…
Benim de tek tesellim bu anne!
Senden sonra sadık kalan, beni anlayan, sırdaş olan, teselli veren, hiç yalnız bırakmayan ve ırmak gibi akan satırlarımdır anne! Bazen insanlar kızarlar bana, neden hep seni anlatıyorum diye. Olsun, kızsınlar bana ne? Onların annesini anlatmıyorum ya, kendi annemi anlatıyorum. Kime ne? Onlar da benim seni sevdiğim gibi annelerini sevsinler, anlatsınlar, roman yazsınlar…
Bana ne?
Neden bana karışıyorlar onu da anlamıyorum.
Hatta geçen gün Önder Aytaç hoca, “hep anneni anlatıyorsun üzülüyorum ve hemen gidip annemi görmek, ellerinden öpmek istiyorum. Hatta sen de gel annem de senin annen gibidir” dedi. Ben de güldüm ve içimden “git o zaman, ne duruyorsun, seni tutan mı var? Annenin ellerini öp, kokla, kucaklaş, duasını al” dedim. Demek ki annemi anlatmakla başkalarının da anneleri daha hayatta iken sevmelerine katkım oluyor.
Hayat kısa, yaşam zor ve saniyeler sınırlı anne. Bunu kendi elimle seni soğuk topraklara emanet ederken bir kez daha anladım. Zaten senden sonra hayatı hiç takmaz oldum. Millet deli-meli diyor. Çok da umurumdaydı sanki. Sanki kendileri akıl küpüdürler de bana deli diyorlar. Gerçi sende hep bana “tu hır dini” (zır delisin)” diyordun ya neyse…
Bu sabah bir iş görüşmesine giderken nedense hep seni düşündüm anne! Bıçak gibi kesen ayazlı rüzgar da seni düşünmek bile, yemin ederim anne içimi ısıtıyordu. Durakta otobüs beklerken hep seni düşündüm. Hayal ettim, köye gittim, Diyarbakır’da seninle tur attım ve Keçiören parkında seninle çiçekleri kokladım.
Otobüse binerken karşımda senin yaşlarında, ince bedenli, nur yüzlü, elinde tespih ve dudakları dualarla kıpırdayan bir teyze oturdu.
Ona bakarken gözlerim dolup dolup yuvalarında donup kalıyordu. Göz pınarlarımdan damlaların akmaması için ona bakmamaya çalışıyordum. Otobüsün penceresinden öküzün trene baktığı gibi yolda gelip geçen insanlara ve yan yana koyun gibi giden arabalara bakıyordum. Ama gariptir yüreğim, gözlerime hep ona bakmam için zorluyordu beni.
Sırf sana benzediği için anne! Sırf sana benzediği için…
Teyzeye uzun uzun baktım ve onun nurlu suretinde hep seni aradım anne. Ona hüzünlü bakışları attığımı fark eden ve belki de seni çok özlediğimi anlayan teyze, bana hafif ve narin tebessümlerini ok gibi yüreğime fırlattı. Anne, anneyi anlar ya, anne sanırım o da benim ne kadar annemi sevdiğimi anladı. O bana bakarken bile anne, aynen senin gibi dili dualardan durmuyor ve habire tespih çekiyordu.
Ne kadar güzel bir teyzeydi anne! Çok etkilendim.
Sonra onunla konuşmaya karar verdim ve bir delilik yapıyım dedim. Nasıl olsa adım çıkmış. Varsın otobüstekiler ahmak ahmak baksınlar, varsın bu adam manyak desinler. Önemli olan kendi vicdanım, yüreğim ve maneviyatım değil midir?
Öyle…
O zaman boş ver insanları dedim.
Teyzenin elindeki uzun 99 dokuzlu tespihi tuttum ve teyzenin nurlu yüzüne bakarak;
‘teyzeciğim bana da dua eder misin’ dedim. Gülücükleri insanın yüreğine nurlu ışıkları saçan ve huzur veren teyze, bana;
“Ederim oğlum niye etmiyeyim? Söyle Allah’tan ne murat ediyorsun? En çok neyi istiyorsun?” diye sordu.
‘Valla teyze Allah’tan en çok anneme kavuşturmasını istiyorum. Ama onun dışında şuan aklıma bir şey gelmiyor. Siz yinede dua edin’
“Annen nerde ki evladım? Gurbettesin galiba…” dedi. Buna çok güldüm ve hem de sol yanım çok acıdı.
“Teyze annem çoook uzaklarda o bana gelemez, görünüşe bakılırsa ben de ona gidemem. Göklerde tur atıyor” deyince teyze güldü. Sonra o nur yüzüne hüzünlü bulutlar dolaştı. Acıyla bana baktı ve “oğlum hepimiz faniyiz ve annenin yanına gideceğiz. Önemli olan giderken boş gitmemektir. Sen namazını kıl ve ona bol bol dua et yeterli. Allah ne muradın varsa versin” dedi teyze…
Teyzeye diyecektim ki, Pir Sultan Abdal “tüm muratlar yalandır, ne alanı gördüm, ne de satanı” diyor ama sonra vazgeçtim ve ayrılırken elini öptüm.
Sırf sana benzediği için de iki kez öptüm anne…
Cüneyt ALPHAN – habercininsitesi.com
Bu Habere Yorum Yapın..
Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.
Bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, YORUM KURALLARI'na gözatmanızı tavsiye ederiz.


















Gözlerim yaşardı Cüneytciğim. Hakikaten Önder hocanın dediği gibi satırların hep bize annelerimizi hatırlatıyor. Satırların içimizi yaksada bu yakmalara ihtiyacımız var insan olduğumuzu, evlat olduğumuzu, baba-anne olduğumuzu hatırlatıyor.Teşekkürler iyiki varsın