POLİS AKADEMİSİ İZLENİMLERİM!
Sevgili okuyucularım; hepimizin kendi hayatın da yaşadığı “ilk”ler vardır ve bu “ilk”ler çoğu zaman hayatımızın ya dönüm noktası oluyor ya da unutamayacağımız günler arasında yer alıyor. Tıpkı ilk aşık olduğumuz, ilk sınavı kazandığımız, ilk öğretmenlik hayatına başlayıp ilk derse girdiğimiz gibi veya ilk evlendiğimiz gün gibi günler çoğu zaman unutamayacağımız günler oluyor.
İşte bende bundan 3 gün önce aynı duygu ve heyecanı yaşadım. Bu güzel duygu ve heyecanı bana yaşatan Akademisyen ve Yazar Önder Aytaç hocaya yürekten teşekkür ederim. Önder hocayla ilk buluşmamız da bana “yarın polis akademisinde gelip konferans vermek ister misin?” diye sorunca doğrusu önce afalladım sonra toparlanarak, ‘hocam seni kıracağıma kafamı kırarım’ dedim ve kabul ettim.
Neden afalladığıma gelince; birincisi hayatım boyunca hiç konferans vermemiştim. Bu anlamda hiç tecrübem yoktu. İkincisi çocukluğumdan beri, kişisel olarak; polise denince aklıma gelen ilk şey; küçücükken yediğim tokat, fişlenmem ve elbette ki jop geliyordu. Asker denilince de yine aklıma gelen ilk şey evimin yakılması ve bu yakılma sırasında annemin aldığı darbe geliyordu.
Allah şahidimdir ki hayatımda hiç polis ve asker dostum olmadı ta ki Ankara’ya gelip yüzbaşı Gökhan ve Emniyet Müdür Yardımcısı Metin Murat Arslan’la tanışana kadar. Gazetecilik mesleğim gereği birçok polisle konuşmuşluğum ve söyleşi yapmışlığım olmuştur ama o kadar. Genelde polis ve asker denilince 500 metre uzağa kaçardım. Çünkü ikisinden de ağır darbe almıştım.
Birde konferansın konusu Kürt sorunu olunca; içimden “tewww malamın cinar. Yaşamında ilk kez konferans vereceksin, onu da polislere vereceksin. Wey maşallah Cüneyt!” dedim kendime…
Sabahın erken saatlerinde Önder hoca beni evden aldı ve Gölbaşı Polis Akademisinin yolunu tuttuk. Yol da Önder hocanın ne kadar da dindar, duygusal ve gözyaşları cebinde hazır biri olduğunu da gördüm. Sahabilerin hayatıyla ilgili bir örnek verdim, bir baktım hocanın dudakları titredi, gözyaşları yanaklarından dudaklarına doğru sözülüverdi. Biraz yol aldıktan sonra, kendisi bir konuyu anlatınca yine burnunun direkleri sızladı, yine dudaklar titremeye başladı ve yine gözlerinden boncuklar akmaya başladı…
‘Haydaaa! Sabahın erken saatlerinde günü gözyaşlarıyla başladık dedim. Cüneyt fendi sen diline sahip ol ve sakin ola duygusal konulara girme. Hoca yine ağlar’ dedim ve delilik yapmaya başladım. Konuyu değiştirmeye çalıştım. Akademiye vardığımız da içimdeki heyecan tavan yaptı.
Anfiye girerken polis öğrencinin “Dikkat!” demesiyle tüm öğrenciler ayağa kalktı. Hoca öğrencileri selamladı ve öğrencilerin keskin meraklı bakışları üzerimde hissettim. Önder hoca giriş yaptıktan sonra beni takdim ederken, espri yoluyla “gazeteci-yazar Cüneyt Alphan arkadaşımız memlekette ne kadar bölücü, solcu gazete varsa hepsinde çalışmış ama adam gibi adamdır” deyince içimden “efferim hocam. Bölücü basın sözünü duyan polis öğrencilerin beni dinlemesi, anlaması mümkün mü diye sordum” içimden.
Sunum yapmadan önce aklıma bizim Diyarbakır eski milletvekillerinden rahmetli Hasan Değer’in bir fıkrası geldi. Değer’e, mecliste konuşma sırası gelince, kendisi o anda koltuklarda uyuyormuş ve Kavis ona “Hasan bey! Hasan bey! Konuşma sırası size geldi” diye uyarmış. Ne konuşacağını bilemeyen ve şaşıran Hasan bey, çevresine bakınmış, meclisteki pencerelerin açık olduğunu görmüş ve şunu söylemiş:
“Sayın milletvekilleri! İçeri soğuktur, pencereleri kapatın. Teşekkürler…!” demiş. Bende acaba öyle mi yapsam diye içimden geçirdim ve içten içe güldüm. Sonra aklıma İtalyan yazar- Prof olan Bascali’nin “konferans verirken dikkat edilmesi gereken noktalar” adlı yazısı geldi. Ve onu uygulamaya başladım.
Önce sınıftaki bütün bakışları taradım ve hiçbirin de art niyet, kin, nefret ve önyargılı bir bakış görmedim. Üzerime kilitlenen bütün bakışlarda merak, kuşku ve sevgi dolu iletiler vardı. Bu iletiler bana enerji ve güç verdi.
Konuya millet tanımından başladım ve etnik aidiyetlerin önemine değindim. Akabinde anadilin Allah tarafından insanlara bir nimet olarak verildiğini, bu hakkın hiçbir koşulda engellenmemesi gerektiğini ve bunu engelleyenlerin Allah katından günah işlediklerini anlatmaya çalıştım.
Mola da öğrencilerin, bizim köydeki tavuğun civcivleri gibi etrafımı sarması ve Kürt meselesiyle ilgili ateşli ateşli sorular sorması acayip hoşuma gitti. Biri çay getiriyordu, biri su getiriyordu, öbürüde sevgisini göstermeye çalışıyordu. Keşke her gün konferans olsa da bu gençlerle bir araya gelsem diyordum.
Moladan sonra PKK’nin neden meydana geldiğini, PKK’yi yaratma koşullarının kimler tarafından yaratıldığını, cunta rejiminin halkı nasıl ezmeye ve halka nasıl işkence yaptığını dile getirdim. Ben anlatırken yüzlerce gözün, kulağın nasıl pür dikkat kesildiğini görünce daha da coştum. Ancak o pırıl pırıl gencecik gençlere bakarken, bir gün onlarında Doğu’da görev alabileceklerini ve Allah korusun ama kör bir kurşuna hedef olabileceklerini düşüncesi yüreğimi çok ama çok acıtıyordu.
İçimden Allah’ım diyordum bu ateşe bir su dök ve kardeşkanın akmasını önle. Bu gencecik fidanların kardeş kurşuna hedef olmalarını engelle ya Rabbim diyordum. Bu gencecik, zehir beyinli, sevgi dolu ve hayatların ilkbaharını yaşayan fidanlara erken ölümü nasip etme ya Rabbim! Ne dağdaki gerilla, ne asker ve nede şuandaki gençler, hiçbiri erken ölümü hak edecek yaşta değil diyordum. Bunları düşünürken tıkanıyor ve yutkunuyordum.
Soru-cevap bölümünde dikkatimi çeken ilk şeyde: hemen hemen bütün öğrencilerin ortak sorusu “hocam bu kavga ne zaman bitecek? Ne yapılsa bu kardeş kavgası ve olaylar sona erecek?” gibi sorular oldu.
Hepside Güneydoğu’da kendi kardeşleriyle savaşmak, kardeş katili olmak, ölmek ve günah işlemek istemiyordu. Hepside yüreklerini açmış empati yaparak kardeşlerini tanımak istiyordu. Hepsi de “ne yapsak da kardeşimizi kazanırız, geçmişte yaşanan acıları nasıl telafi edebiliriz” diye soruyordu.
Bu konferans bana çok şey öğretti. Çok teşekkürler Önder hocam. İyi ki seni tanıdım.
Dilerim Allah’tan artık bu topraklar da, bu dağlarda gencecik fidanlar toprağa düşmez. Bu topraklara bahar gelir, dağlarda güller, yaseminler ve goncalar açılır.
Barış, kardeşlik, özgürlük ve mutluluk bölgeme, ülkeme ve bütün dünyaya hakim olur.
Dilerim Allah’tan hakim olur.
Siz de amin deyin…
Cüneyt ALPHAN – habercininsitesi.com
Bu Habere Yorum Yapın..
Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.
Bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, YORUM KURALLARI'na gözatmanızı tavsiye ederiz.


















Bence bu kadar memnun kalmanızın bir sebebi de akademideki öğrencilerin sizden biri olmasıdır… çünkü polis akademisi, anadolu çocuklarının yeri…